[Oh Hye-seon köşe yazısı] Özgürlük Köyü (Haebangchon) Center One kuruluşunun 2. yıl dönümü “8.15 Meditasyon Buluşması”na tanıklık

Kurtuluş Günü sabahında Özgürlük Köyü’ndeki (Haebangchon) Center One, kuruluşunun 2. yıl dönümünü anmak için “8.15 Meditasyon Buluşması”nı düzenledi. “Zihnin özgürlüğü ve yaratıcı yaşam” temasıyla sabahın erken saatlerinden öğleden sonralara kadar birbirinden renkli etkinlikler yapıldı.

Singing bowl ve bir fincan çayla geçen sabah

Zemin katın eksi 1. katındaki Galeri Sa:Yu’da gün boyu süren bir wellness market yer aldı. Birinci kat lobisindeki masa, açılışın anısına siiru tteok, meyve şişleri, limonlu çay ve tebrik amaçlı bir saksı çiçekle hazırlandı.

Saat 10.30’da iki ayrı seans aynı anda başladı. Pencere dışındaki ağaçları aynen içeri alacak bir konumda, Laum Art Center müdürü Kim Ja-hye’nin singing bowl icrası vardı. Pirinçten (brass) elde üretilen handmade singing bowl’ların doğası gereği notaları tam ayarlamanın neredeyse imkânsız olduğunu düşünülürdü; ancak piyanist olan Kim Ja-hye, notaları tam tutan singing bowl’larla mekânı tamamen doldurdu. Üstelik Seon Hee-hee’nin singing bowl alanında uzman eğitmeni ile birlikte yürütülmesi sayesinde, tek bir kişinin sürdürdüğü singing bowl meditasyonlarından bambaşka bir uyumlu singing bowl icrası meditasyon salonunu dolduran katılımcıların kalplerine derinden işledi. 

Yan salonda ise öğretmen Park Dan-a’nın çay meditasyonu devam etti. Suyun kaynama sesi, bardağı ısıtan eller, çayın hazırlanması sırasında bir an durulan sessizlik… Ses ile sessizliğin, dawan’a bakışın ve koku dâhil olmak üzere beş duyunun her birine bütünüyle odaklanılan bir zamandı. 

“AI Çağında Meditasyon Konuşmak” dhamma söyleşisi

Öğleden sonra saat 14.00’de, oturma alanındaki (zazen) salonu ayakta kalacak yer bırakmayacak şekilde doldu. Huzursuzluk: Jeong Sun-il ve Center One’ın kurucusu Asi (No Sang-chung) birlikte katıldı.

“Cevabı bulan AI, kendini bulan insan” konusuyla kürsüye çıkan Jeong Sun-il, 1. aşamadan 4. sanayi devrimine kadar hepsini yaşayan bir kuşak olduğunu söyleyerek, önümüzdeki 5. aşamanın bir ruhaniyet devrimi olacağına inandığını belirtti. On yedi yaşında memleketindeki tren garında yaşadığı bir deneyimin kendisi için ömür boyu sürecek bir ana mesele olduğunu anlattı; ardından Budist felsefesini okuyup yazıları (sutra) ve hocayı ararken edindiği içgörüleri kitaplaştırmak için 20 yıl gerektiğini söyledi. Bu kitap, bu konuşmadan iki hafta sonra yayımlanacak.

Düşünmenin başlangıç noktası “ben, küçük evrendir” önermesiydi. Günde 100.000 km hızla dönen Dünya bile, Güneş Sistemi içinde toz zerresi sayılırken insanın, o büyük evrenin özelliklerini taşıyan bir parça olduğu anlatıldı. Evrenin tek bir noktadan genişleyip yeniden tek bir noktaya dönmesini nefes (soluk) olarak düşünürsek buna samsara denebilirdi; küçük evren olan insanın doğumu small-bang, ölümü ise small-crunch olur. Jeong, sadece akıp giden yaşamı edilgen bir samsara olarak, acının toplamını azaltarak büyük evrene uyumlanmanın bir yolu şeklinde; bunun karşısında, büyük evrenin ritmine aktif şekilde eşlik eden samsara’yı da ayırdı.

En uzun süre akılda kalan bölüm ise çita hikâyesiydi. Beyin, hareketsiz dursa bile bedenin kullandığı enerjinin yüzde 20’sini tüketir. Zebra, çita görüş alanından kaybolduğunda tehlike karşılamayı durdurur; ancak insan, tehdit ortadan kalktıktan sonra da bu sistemi tam kapasiteyle çalıştırmaya devam eder. Endişenin mide ülserine dönüşmesinin nedeni ve ayrıca güvenli bir durumda olunsa bile istemsiz düşünce döngülerinden kurtulamamanın gerekçesi bu. Ayrıca akıllı telefonların da bu durumu daha da körüklediği yönünde bir değerlendirme ekledi.

Dikkat (konsantrasyon) konusunda yapılan ayrım da netti. Uykudan hemen önceye kadar oyun ve SNS’ye kapılı kalan, adrenalinle yıkanan türden heyecanlı bir dikkat, uygulamayla (pratikle) çok uzaktır; buna karşılık kitap okuma gibi bir “okuma sarhoşluğu” içinde derinleşen odak, bilincin derin alanında inisiyatif sahibi olmayı sağlar. Jeong, meditasyonun “geçmişin ve geleceğin çitasını silmek” olduğunu; düşünceye değil, nefese odaklanma yöntemi olan “sati”nin bunun yolu olduğunu vurguladı. Meditasyonun artık bir tercih değil, bir zorunluluk olduğu sözleriyle konuşmasını bitirdi.

“Retrit, bir mekân değil bir yaşam tarzı”

No Sang-chung’un anlattığı hikâye kişisel geçmişinden başladı. On beş yaşında meditasyonla tanışmadan önce, aynanın karşısında zorla gülmeye çalışsa bile bedeninin kasıldığını söyleyen bir çocukmuş. Şimdi ise sık sık güldüğünü duymanın kendisini mutlu ettiğini; zihnin mantığını (hakikatini) öğrendikten sonra yüz ifadesinin kendiliğinden rahatladığını hatırlattı.

AI çağının riskini insanın dışlanmasında aradı. İnsanın kendi yaptığı şeylere bağımlı hale gelip kendi doğasından uzaklaşması şeklindeki eski kavramın, zamanın artığıyla dolacak AI çağında yeniden sorun olacağı teşhisi buydu. Asıl belirleyenin maddenin olup olmaması değil, kalan zamanı kimin yönetebileceği olduğu vurgulandı. Çözüm olarak sunduğu fikirse, yaşam tarzı olarak retrit oldu. Sürdürülmesi için bir yerlere gidilmesi gereken bir çağın bittiğini; işe gidiş yolundaki, bir fincan çay içmeye ayırılan zamanın ve eve dönüş yolunun doğrudan retrit haline geldiğini söyledi. İster bir dakika ister on dakika olsun, zihni gözlemleme gücü ve o zihnin içinde kalabilme becerisi; ayrıca ışığı geri çevirip kendi zihnini aydınlatan “gwanghwon banjo”yu da özellikle vurguladı.

Ayak uçlarından yeniden bedene; ardından wellness market

Saat 15.30’da Jeong Hyeon-hee’nin ayak ucu yogası başladı. Katılımcılar minderlerin üzerinde yan yana uzanıp dizlerini kurarken ve ayak uçlarındaki duyumları takip ederken, odada yalnızca nefes sesleri kaldı. Bedenle yeniden bağlantıyı en uzak uçtan başlatma yöntemi dikkat çekiciydi. Aynı saatlerde Park Hye-jin öğretmeninin aroma meditasyonu da birlikte yürütüldü.

Özel bir günü gündelik hayata taşımak

Kurtuluş Günü gününün asıl değeri, yalnızca tek bir seans ve verilen konferansta başından anlayıp bırakmak değil; bunu gündelik hayata ne kadar yansıtıp yaşam tarzına ne ölçüde dönüştürebileceğine bağlı olduğu düşüncesi akla geldi. AI saniyeler içinde yanıt çıkarır; ama kendini bulma işinde hâlâ zaman ve tekrar gerekir. Bu tekrarı özel bir mekânda değil, her günün aynı yerinde yapmayı hedefleme fikri, bu gün iki konuşmacının da farklı dillerle aktardığı aynı mesajdı.

Lider yetiştirmeyi hedefleyen Center One, üyeleri için “sık sık gidilmek istenen bir mekân” haline gelmeye devam ediyor. Center One’ın ileride de “gündelik hayata yedirilecek meditasyon”la ilgili sürdüreceği birbirinden renkli etkinlikler merakla beklenen bir gündü.